Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahirrahim.
Traitor yani Türkçe adıyla Hain (Vatan Haini) filmi başrollerini Don Cheadle (Swordfish-Kod Adı Kılıçbalığı, Ocean’s Eleven , Crash-Çarpışma, Hotel Rwanda) ve Guy Pearce’ın (Memento-Akıl Defteri, The Time Machine-Zaman Makinesi, The Count of Monte Cristo – Monte Cristo Kontu, The Hurt Locker-Ölümcül Tuzak) oynadığı, senaryosunu komedyen Steve Martin ( The Pink Panter – Pembe Panter) ve Jeffrey Nachmanoff’un kaleme aldığı ve yine Jeffrey Nachmanoff’un (The Day after Tomorrow – Yarından Sonraki Gün) yönettiği ajanlık, terörizm ve İslam konulu bir film.
Film yine kutsal Amerika’yı öven ve İslam’ı terörizm dini gösteren filmlerden en temizi sayılabilir. Çok açıkça dile getirmeseler de İslam’ın gerçekte barış dini olduğunu, bazı aşırı dincilerin (!) halbuki gerçek teröristlerin kendi çıkarları için kullandığını belirttikleri izlenebilecek iyi bir film diyebiliriz. Filmin yapımcıları arasında Don Cheadle’ın yer alması beni biraz sevindirdi, aynı şekilde Steve Martin’in de senaryosunda emek vermesi gerçekten ilginç geldi. Bir an için Cheadle’ın Müslüman olabileceği ihtimalini aklıma getirmedi değil. Film her ne kadar İslam’a gizliden gizliye laf atsa da Siyonizme hizmet eden Walt Disney Pictures ve Touchstone Pictures’ın filmin yapımcılığını bırakması ve Overture Films’in yönetimi sahiplenmesi filmi desteklemem de önemli pay sahibi oldu.
Filmin sloganları :
The Truth is compicated. Gerçek karışık, anlaşılması zordur.
Once you cross the line. You cant go back. Birkez çizgiyi geçince geri gidemezsin.
FRAGMAN
http://www.traitor-themovie.com/videos/trailer1_sm.flv http://www.traitor-themovie.com/videos/trailer2_sm.flv
Film 1978’te Sudan’da üzerinde portakal rengi tişörtü olan siyahî çocuğa beyaz sarıklı beyaz entarili hocası veya babası Kuranı Kerim okurken başlıyor. Daha sonra cemaatle namaz kılıyorlar desem çocuk babası ile yan yana sayılır seccadenin önde olması yetmeyebilir imamın da önde olması gerekir. Bakış açısından dolayı öyle gözüküyor da olabilir. Bunun yanı sıra çok ince bir nokta ama çocuk seccadesini ters serer. Muhtemelen Müslüman olmayan bir oyuncu ve ayrıntıyı kaçırmış bir yönetmenin bu hatasını ayrıntılara dikkat et bir günlük yazarı fark edebilir. Arada meyve atıştırırlar, daha sonra satranç oynarlar. Daha sonra babası yanından ayrılır ve arkadaşlarının olduğu arabaya binince araba infilak eder ve çocuk bu olaya evin balkonundan şahit olur.
Küçük Samir Horn (Don Cheadle) büyümüştür. Kamera 2008’de Yemen siyah çarşaflı ablaları, topraklı sokaklarda etleri dükkânının önünde kancaya takılı halde satan kasabı, dikiz aynasında tespih bağlı arabayı gösterirken arka planda da otantik müzik çalmaktadır.
.jpg)
Yemen’de 12 yaşındaki çocukların elinde bile kalaşnikov olduğu söyleniyor.
Babası Protestan Vaizi olan FBI Ajanı Roy Clayton (Guy Pearce) küçük silahla kalaşnikovu değiştiği sırada “Dünyanın bu kısmında bu tür küçük jestler çok işe yarar.” lafını sarfeder.
“Afganistan’da soğuk kemiklerimize işliyordu ama Samir Sovyet mayınlarını söküp bize ısıtıcı yaptı. Bir de sıcak çayımız vardı.” Kemerinde gümüş kabzasında kılıcı olan Ahmed adlı direnişçi lider.
Yemen ve Amerikan istihbaratı Ahmed ve Samir’in de olduğu binaya baskın yaparlar ve birçok kişi ölür. Samir Horn da hapse atılır.
Samir : Ben terörist miyim?
Clayton : Bilmiyorum. Onlara bomba satan sensin?
Samir : Parası olanlara satıyorum. Birleşik Devletler gibi.
Clayton : Tek fark bizimki masum insanları öldürmüyor.
Samir : Sen öyle zannet çok bilmiş. Özellikle de siyah insanları.
Clayton : Anladığım kadarıyla fanatik değilsiniz (aşırı dinci (!) – gerçek dindar) değilsiniz, belki de bir fırsatçısınız.
“Şüpheli oyuna getirilerek konuşturulur, onun oyununa gelerek değil. Bunu sana kimse öğretmedi mi?” Clayton Samir’i döven Ajan Max Archer’a (Neal McDonough)
“Onunla aranızdaki tek fark onun kendinin bir pislik olduğunu bilmesi.” Samir Clayton’a Archer için
Samir ve diğerlerinin tutulduğu hapishanede Samir tek başına namaz kılarken, diğer tutuklular cemaatle kılıyorlar. Tam ayarlanamamış durum ise ezan okunmaya devam ederken, mahkûmların namaz kılmaları. Ezan bitsin sonra kılarsınız değil mi yönetmen. Bu arada merak etmesin, Samir takke takarsa aşırı dinci olmaz, takke de taksın.

Wadi (Farid Regragui) adlı hapishane ağası, yaşlı bir mahkûmun ki Türkçe seslendiren kişi ile arasında çok yaş farkı var, yemeğini yerken tabağındaki yemeği döker. Bunun üzerine Samir de kendi yemeğini yaşlı adama verir. Wadi bu duruma bozulur ve “Kimin yemeğini yiyip kimin aç kalacağına, kimin ölüp kimin yaşayacağına ben karar veririm.” der.
Samir ise “Hayat ve ölüm Allah’ın kararına bağlıdır” der ve bir kaçını döver sonunda dayağı yer. Gardiyanlar yetişir.
Samir bir süre hücrede kaldıktan sonra çıkar ve abdest alıp namaz kılar. Arka plandaki ezanın neden daha yumuşak bir sesle değil de sert bir sesle okunması tercih edilmiş demenin mantıksız olacağını söylemek ne kadar mantıklı. Rükünler arası Allahuekber nidalarının sesli verilmiş olması ise güzel. Bu sırada Wadi gelir ve ensesine tokat patlatarak “ Selamun Aleyküm Şeyh – Hello Holy Man” der.
Wadi : “Burada benim için seni öldürebilecek 20 kişi var.”
Omar : “Peki kaçı senin için canını verir? Sen mi? Yoksa sen mi? Kardeşlerime elini sürersen seni öldürürüm.” Diğer bir Müslüman mahkûm Omar (Saïd Taghmaoui)(Three Kings –Üç Kral, Lost-Ceaser, The Vantage Point-Bakış Açısı )

Oynamayı İsviçre’de yatılı okuldayken öğrenen Omar ile oynamayı Yemen’de babasından öğrenen Samir satranç oynamaktadırlar.
Samir : “Neden onlarla oynamıyorsun?”
Omar : “Onlar asker, kafaları basmaz.”
Samir : “Asker mi yoksa kurban mı? Birçok çatışmaya katıldım, intihar görevi olmasına rağmen dönüş planı yapardık.”
Omar : “Oyunu kazanmak istiyorsun, birkaç piyonunu kurban etmeye hazır olacaksın.”
Samir : “Yemeğimi diğer mahkûmla paylaşırken görevimi yapıyordum.”
Omar : “Cihat da senin bir görevin. “
Samir : “Taktikler değişti dostum.”
Omar : “Taktikler hep değişir. Bir imparatorluğu kanunlarıyla savaşarak yenemezsin. Bir zamanlar Amerikalılar da İngilizlere göre teröristti. Tarih çoktan unutuldu.”
FBI Özel Görev Kuvvetleri – Washington, D.C.
Yemen’de bulunan uydu telefonun kırılan şifresi sonrası arama kayıtlarından Ocak’ta Roma, Mart’ta Berlin, Mayıs’ta da Amsterdam’a çağrı yapıldığı tespit edilir. Çağrılar çoğunlukla göçmen Müslümanların bulunduğu yerdeki bir jetonlu telefondan yapılmıştır.
Yönetmen iki ülkenin şehir görüntülerine yer verip, güya kendince üstünlüğü göstermeye çalışıyor. Tabii Amerika’nın gökdelenlerini, Yemen’in de varoşlarını. Tam tersini yapsa siz izleyicilerin bakış açısı da aynı yönde değişecektir. Onlar İslam’ı yaşıyorlar, Müslümanlar ve işte onların şehirleri ve sokakları, biz de Hıristiyan ve Yahudileriz, işte bizim binalarımız ve caddelerimiz.
Eski asker Kıdemli Başçavuş Samir Horn, Amerikan Ordusu Özel Harekatta Kuvvetlerinde patlayıcılar hakkında eğitim görmüştür. Babası Sudanlı, annesi Chicago’lu olan Samir soy ismini annesinden almış. Babası bütün Ortadoğu’yu gezmiş ve Müslüman Kardeşlerle (İhvan’ül Müslümin) ile bağlantısı vardır. 1978’te bombalı araba saldırısında ölmüştür. Amerikan Ordusu Samir Horn’u 1986’da Pakistan’a Afgan direnişçileri eğitmesi için göndermiş. Horn burada Müslümanlarla irtibata geçmiş. Harekâtta yer almaya karar vermiş. Görevi bitince orada kalmış ve Mücahitlere katılmış. Karısı ve çocuğu yok.

Archer : “Bu elaman bir tür şokta olmalı. Cennette 72 bakiresi (huri) ile birlikte uyanmayı planlıyordu sanırım. Sevişmek için kendini havaya uçurdu. Ne b*ktan bir iş.”
Clayton: “Büyüdüğüm yerde Klanlar insanların evlerinin önünde haçları yakıyor ve buna Hıristiyanlık diyorlardı. Babam ve kiliseden insanlar gelip onları söndürürdü. Görünüşe göre her dinin birden fazla yüzü var.”
Nathir’in (Raad Rawi) (Filistin eski lideri Yaser Arafat’ın El Fetih Direnişine bağlı 2002 yılında kurulan direniş örgütünden adını almış olabilir.) adamlarından 30-40 kişi öğrenci vizesi ile Amerika’ya giriş yapmıştır. Ziyad’ın vize başvurusu reddedilince o da İspanya’ya gitmiştir.
Onlar bu bilgileri incelerken İspanya’da kadın ve erkeklerin karışık olarak yüzdüğü bir denizin sahilinde Ziyad adlı eylemci araçtaki bombayı patlatacağı zaman Allahuekber der fakat bomba patlamaz. Araçtan çıkıp gider ve bomba patlar. Birçok insan hayatını kaybeder, birçoğu da yaralanır.
Ziyad : Ben düzinelerce kafir öldürdüm.
Clayton : Ama hala hayattasın. Pek korkak birine benzemiyorsun.
Ziyad : Tabii ki korkak değilim
Clayton : Senin hakkında her şeyi biliyoruz. Seni bu gruba sokan kuzenin Hüseyin’i, aileni, arkadaşlarını, işini, telefon kayıtlarını, Ipodunda (reklamlar) hangi müziklerin olduğunu.
Ziyad : Yeter artık.
Clayton : Tercihini yap, ya bize istediklerimizi söylersin ve yarın gazete manşetlerinde öldüğün yazılı olur, ya da susarsın biz de manşetlere senin bir korkak olduğunu ve polisle iş birliği yaptığını yazdırırız.
Samir ve Omar bulundukları hapishaneden Prison Break’teki gibi olmasa da az biraz benzer yöntemle hapisten kaçırılırlar.
FBI toplantısında TOSHIBA dizüstü reklamı vardır. El Nathir’in ABD’de intihar bombacılarıyla Risale adlı bir saldırı yapacağı düşünülmektedir.
Marsilya – Fransa
Omar : “Gemi yanaşınca biner gidersin ve özgürlüğüne kavuşursun.”
Samir : “Ya kalırsam.”
Omar: “Bizim yolumuz herkese göre değil. Sen benim arkadaşımsın Samir.”
Omar ve Samir bir buluşma için restorana giderler.
El Nathir’in yardımcısı Fareed (Alyy Khan): “İçki haramdır. Aslında Krug ’95. Bu kadar huzursuz olma, Samir. Traş oluruz, alkol alırız bazen domuz eti bile yeriz. Kur’an’da buna takiyye (takiye – takıyye) denir. Düşmanını yanıltmak için onlar gibi davranmak.”
Samir : Bu takiyye değil. Kusura bakma ama Fareed kardeş, Peygamberimiz Hz. Muhammed,
- Salât ve Selâm üzerine olsun - bir hadisinde, inananların, sadece ölüm tehdidi karşısında Müslüman oldukları hakkında yalan söyleyebileceklerini söylemiş. Ama bu durum…
Fareed : Şu an ölüm tehdidi yok mu? Savaştayız. Ve etkili olabilmek için onlar gibi olmalısın.
Samir : Kimse bize bakmıyor ki.
Omar : Onun sıradan bir piyade eri olmadığını söylemiştim. Samir inançlı birisi.
Fareed : İnançlı olmak iyidir. Ama emre itaat etmeyi de bilmelisin.
Takiyye (Takiye – Takıyye) :
Korunmak, gizlenmek, saklamak, ihtiyat tedbiri almak manasına gelmektedir. Güçlü olan kâfirlerin karşısında can, mal, ırz, namus ve her türlü kutsal değerleri tehlike karşısında olan Müslümanların, söz konusu olumsuz durumdan kendilerini kurtarmak ve zarara uğramamak için imanlarını gizlemelerini ifaden eden ve özellikle Şii Müslümanlarca benimsenen ilke. Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde çok açık ifadelerle izin verilen takiyye bütün mezhepler tarafından helal kabul edilmiş, zorluk karşısında imanın gizlenebileceği bildirilmiştir. Müminin kendini zararlardan koruması lazımdır. Takıyye ibadet değildir. Zor durumdan zarardan korunma ruhsatıdır. Canını kurtarmak için zulüm altında iken kalpten bağlı olup sadece dille imanını gizlemek. Soygun anında malını ve canını kurtarmak için yalan söylemek gibi.
Filmde ABD’ye de bir gönderme yapılıyor. Hükümetin her tehdit ve olay karşısında aldığı aşırı önlemlerle hem kendi vatandaşlarını, hem göçmenleri hem de ülkesine gelen diğer yabancıları rahatsız ettiği vurgulanıyor.
Omar eğitim verdiği öğrencilere : “Öldürmek için eğitim almamız şiddeti sevdiğimiz anlamına gelmez. Biz şiddeti sadece bize karşı uygulanırsa kullanırız. Haçlılar topraklarımıza saldırdı, insanlarımızın üzerine bomba attı, doğal kaynaklarımızı çaldı. Bu acıyı sona erdirmek için savaşıyoruz. Savaşıyoruz, çünkü bu rezalete ve cinayetlere dur demek için. Amerikalılar bizi masum sivilleri öldürmekle suçluyorlar. Ki onlar yıllardır masum Müslümanların kanını döküyor. “
Öğrenciler : “Allahu Ekber.”
Samir : “Tarih bize tekrar ve tekrar gösterdi ki karşısındaki büyük bir imparatorluk olsa da, ondan çok daha üstün olsa da, ölümden korkmayan bir adam mağlup edilemez.”
Öğrenci : “Amerika’nın füzeleri ve bombaları var. Ama bizim de Allah’ımız var. Allahu Ekber.”
Öğrenciler : “Allahu Ekber.”
Clayton ve diğer FBI ajanları Samir hakkında birçok bilgi toplamaya başlarlar.
Ajan Roy Clayton, Samir’in annesi Dierdre Horn (Lorena Gale) ile görüşmek için Chicago’ya gider.
Clayton : Oğlunuzun başı büyük belâda.
Samir’in Annesi Dierdre Horn : Nasıl bir belâ?
Clayton : Terörist bir örgüte katılmış.
Dierdre Horn : Allah’a inanıyor musunuz, Dedektif Clayton?
Clayton : Biz “Dedektif” terimini kullanmıyoruz, bayan.
Dierdre Horn: Soruma cevap vermediniz.
Clayton : Evet, Allah’a inanıyorum. Neden sordunuz?
Dierdre Horn: Çünkü inanmıyorsan Samir gibi bir insanı asla anlayamazsın.
Clayton : Onun samimi bir Müslüman olduğunu söyleyebilir misiniz?
Dierdre Horn: O Müslüman’dır. Bunun bir ölçüsü olduğunu zannetmiyorum.“İslam” kelimesinin manasını biliyor musunuz?
Clayton : Teslimiyet.
Dierdre Horn: Evet. “Teslimiyet.” Allah’ın emirlerine karşı tam bir teslimiyet.
Clayton : Sizce Samir insanları öldürmenin Allah’ın emri olduğuna inanıyor mu?
Dierdre Horn: Yanında silah taşıyorsun.
Clayton : Şimdi de siz benim soruma cevap vermediniz.
Dierdre Horn: Oğlum hayatın değerini anlayacak kadar çok ölüm gördü.
Samir’in eski kız arkadaşı Leyla: Sizce her Müslüman erkek terörist midir?
Clayton : Aksine. Ben sadece öyle olanlarını arıyorum.
Samir’in eski iş arkadaşı : Açıklama yapmadan kovdular. Ama sebebi oldukça açık.
Arthur : Bunu Samir nasıl karşıladı?
Samir’in eski iş arkadaşı : Sence?
FBI Ajanı : Peki niçin Bay Horn’ın gitmesine izin verdiniz?
Şirket Müdürü : Tanrım, bu 1 yıl önceydi. Detayları hatırlamıyorum. Bu tür arka plan kontrollerinde topladığımız bilgiler çok gizli tutulmakta.
Şirket Personel Müdürü : Bak, bana göre bir kişinin inancı onu bağlar. Ama takke takıp günde 5 kez namaz kılarsan, insanların dikkatini çekersin. Bazı müşterilerimiz şikâyetçi oldu.
Samir ve Omar, Nathir’e çalışmaktadırlar. Yeni bir bombalı saldırı için hazırlık yaparlar. Öğrencilerden birisini intihar bombacısı olarak hazırlarlar fakat öğrenci arkadaşı ile telefonda görüşürken şehadet için kendisinin seçildiğini söyleyince telefon dinlemeye takılır. Omar’ın da bu durumdan haberi olur ve Ali Abbas Muhtar adlı 17 yaşındaki Marsilya’da doğan Fransız genç köprüden atılarak öldürülür.
Yeni bir plan yaparlar ve Nice’teki Amerikan Konsolosluğuna saldırı düzenleyeceklerdir. Bu sefer uzaktan kumandalı bomba yaparlar. Samir kendi yaptığı bombaları bizzat bırakır konsolosluk yanındaki inşaata. Bu sahneyi görünce acaba intihar bombacısı kullanmak yerine neden kumanda kullanmıyorlar diye düşündüm ki zaten intihar bombacılarının da bir kumanda olduğunu anladım. Kumandası başkasının elinde olan kuklalar veya gerçek bir asker gibi kumandası, silahı, kalemi, defteri, klavyesi kendi elinde olan mücahitler arasında fark vardır değil mi?
Filmin bu dakikalarında Ali Abbas Muhtar adlı 17 yaşındaki gencin bilinçsiz ihanetindense Samir’in örgüte hainlik eden bir CIA ajanı, Clayton’ın da FBI örgütüne ihanet eden bir Müslüman olması fikrinin filme ismini verebileceğini düşünüyorum bakalım ileriki dakikalarda bu tarz bir gelişme olacak mı?
Samir : “Bir insanın uğrunda ölebileceği bir şeyi yoksa yaşamaya da hakkı yoktur.” Martin Luther King (http://tr.wikipedia.org/wiki/Martin_Luther_King)
Geleneksel İslam ve Batı arasında kalmak.

Filmin 53. Dakikalarından sonra senaryoda bir hareketlilik olduğunu Samir ile CIA Ajanı Carter (Jeff Daniels) (Speed- Hız Tuzağı, Dumb and Dumber-Salak ile Avanak) arasında geçen dostça diyalogdan sonra fark edebileceksiniz.
Samir aslında konsolosluk saldırısını farklı bir amaç için yapmaktadır. O gün binanın boş olacağını ve sahte mankenlerin kullanılarak, birkaç kişinin öldüğü haberlerde yazılacaktır fakat gerçekten bir çalışma ekibi orada bulunmuştur ve gerçek ölümler olmuştur. Samir bunun için ellerini açarak Allah’a tövbe eder, “Allahım beni affet.”
Clayton : “Kimse sokak savaşına sürüklenmez.”
Toronto – Kanada
Emir Nathir : “Satrançta ve savaşta zaferin anahtarı rakibin hamlesini önceden kestirebilmendir.3 hamle ötesini düşünmek. Asimetrik savaş sanatında zarar vermekten çok mesaj vermek önemlidir. Terörizm bir tiyatrodur. Ve tiyatro her zaman seyirci için oynanır. Bizim seyircimiz Amerikan halkı. Çok geniş bir ülkede yayılmış durumdayız. Soru şu: “Hiçbiryerin güvenli olmadığına onları nasıl ikna edebiliriz?” Risale Operasyonu ile. Şükran Gününde Amerika’nın 50 yerinde içinde yaklaşık 50 kişi olan 50 otobüsü aynı anda patlatmak.”
Samir’in eski sevgilisi Leyla: “Samir bu insanların İslam’ın baş düşmanı olduklarını söylerdi.”
Clyaton : “Ama Samir bu insanlarla Afganistan’da ve Bosna’da birlikte savaştı. Öldürmek için eğitildi.”
Leyla (Mozhan Marnò) : “O bir askerdi. Katil değil.”
Clyaton : “Görünüşe göre herkesi kandırdığı gibi seni de kandırmış.”
Leyla (Mozhan Marnò): “Onun gücünün kaynağı inancıdır. Bu değil.”
CIA Ajanı Carter (Jeff Daniels): “Bunun adı savaş. Kazanmak için her şey mubah. Kime hesap vereceğini unutma.”
Samir : “Ben Allah’a hesap vereceğim. Hepimiz vereceğiz”.
Hazırlanan bombalar Samir ve Omar tarafından birçok yere teslim edilmeye başlanır. Omar patlatmada görev alacak 50 kişinin hepsinin isimlerinin tek kâğıda yazılmadığını. Güvenlik için
10’ar kişi yazdıklarını belirtiyor.
Birleşik Devletler / Kanada Sınırı
Boundry Körfezi Britanya Kolombiyası
Meksika Sınırı
Los Angeles
…
Bunun yanı sıra eposta gönderileri okunabilir diye mesajları taslak olarak kaydediyorlar. Dolayısıyla hesaplarında mesaj oluyor fakat gönderi yapılmamış oluyor.
Kişiler :
1-Çim biçen siyahî orta yaşlı genç bir erkek
2-Üniversite öğrencisi başı açık esmer (Arap) genç bir bayan
3-Kasiyer genç bir erkek
4-Tamirci orta yaştaki bir baba
5-Müzisyen genç esmer bir erkek
…
Bomba hazırlama işlemleri sürdüğü sırada, İngiliz istihbaratının desteği ile Fareed’in Londra’da kaldığı yer tespit edilir ama FBI içindeki adamları Fareed’e kodlama ile haberi ulaştırır. Fareed yakalanmaktan kurtulur ama yardımcısı ölür.
Para kasaları olan adam da yakalanır, hapisle tehdit edilince o da Samir’in kendisinden parayı alan kişi olduğunu itiraf eder.
Samir’in gidebileceği yerleri ve önceki sevgilisini izlemektedirler. Dolayısıyla, Samir Leyla’yı görmeye geldiğinde, onu takip ederler.
Clayton, Samir’i yakalayacakken aralarında arbede çıkar, Samir kaçmayı başarır ve Clayton’ı öldürme imkânı varken onu öldürmez.
Samir, Omar ile buluşacağı sırada dostu Ajan Carter gelince Omar’ın olayı anlamaması için kavga ederler, Carter kaçacağı sırada Omar onu vurur.
Port Hope, Ontarıo Gölü – Kanada
Fareed, Samir’in eski kız arkadaşına gittiğini ve kız arkadaşının FBI’a yardım ettiğini öğrenince Samir’i görevden alır. Hükümet Samir’i en çok arananlar listesine koyunca onu tekrar göreve alırlar.
Omar : “Dedikleri doğru. Savaş küçük cihattır. Nefsini yenmek, düzgün yaşamak en büyük cihat işte budur.”
Samir bütün ekibe eposta ile mesaj yollar ama tahminimce operasyonun durdurulması ile alakalı olabilir.
Samir ayrıca Clayton’a Nathir’in Halifax’tan ayrılacağı bilgisini içeren bir eposta yollar.

Clayton ve diğer FBI Ajanları Halifax’a gelirler ve Narkotik ekipleri ile bütün gemileri ararlar. Bu sırada Samir, Nathir ve Fareed’i öldürür. Omar’a gerçekleri anlatır ki bu sırada FBI ve diğer görevliler içeri girerler Omar’ı öldürürler. Samir de yararlanır.
Samir ise gönderdiği epostada hepsini aynı otobüse bindirmiştir. Hepsi hazırlıklarını yapmışlardır. Gusül, son namaz ve Kelime-i Şahadet. Hepsinin bombaları patlar ve otobüs infilak eder.
Samir’in bütün sicili temizlenir ama Samir olanlardan dolayı çok üzgündür.
Samir : “ Biliyormusun. Kuran şöyle buyuruyor “Masum bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir.””
Clayton : “Ayrıca şöyle de buyuruyor “ Bir insanı kurtarmak bütün insanlığı kurtarmak gibidir.”
Ve film bu sözlerin peşine camide namaz kılan kafasındaki modern takkesiyle Samir’in yüzünü gösterek son bulur. Burada filmdeki inceliği yakalayabilmeniz için iki ipucu var. Birisi takkesinin düz beyaz takke olmaması ve ikincisinin ise etkilemeyi ve düşünmeyi kenara bırakmak için secde ve cemaatin güzel görüntüsü yerine kiliselerde de görebileceğiniz dua eden bireyin yüz görüntüsü.
Film izlemeye değer bir oyunculuk ve senaryoya sahip diyebiliriz. İslam’ı tam gerçekliğiyle anlatsa daha iyi olur. Sanki İslam iki farklı türmüş gibi yansıtılıyor. Ilımlı İslam, Aşırı Dinci İslam. Aslında böyle bir şey yok. İslam ve Kuran-ı Kerim tekdir. İçindeki emir ve yasaklar ise insanlar için en iyi tavsiyelerdir.
Allah’ım bizleri İslam’ın ışığından ayırma. Bizleri daha da aydınlat.
Selam ve dua ile,
Talha Çelik
Benzer konulardaki yazılar:
- Mücahid Necmeddin Erbakan – Ruhuna el-Fatiha, Mekanı Cennet Olsun –
- RED (Retired Extremely Dangerous – Emekli ve Son Derece Tehlikeli)
- Cennete Giden Merdiven Heykeli (!) – Stairway to Heaven (!)
- Hicri Yılbaşı – 1431
- Büyük İslam İlmihali – İlmihal

Pingback/Trackback
Hain – Traitor | Genç Yolcu